|
|
 | 1956 İstanbul doğumluyum.
Avcılar/ İst. da oturuyorum. Emekli Bankacıyım. 30 yıldır; sevgilim, hayat
arkadaşım 14 yıldır da elim-ayağım beni hayata bağlayan adetâ tek
organım olan Hakkı Cengiz ' le evliyim. 1979 doğumlu bir
kızımız var. Pınar .

( Bebek Pınar )
Pınar, 7 aylıkken çektirdiğimiz bu fotoğrafın da kızamık
hastalığını yeni geçirmişti. Biz iyileştiği için çok
seviniyorduk ama, yavrum o gün boğmacaya yakalanmıştı. Gözlerinden de
hasta olduğu belli oluyor zaten. Pınar'cığım 7 aylık olana kadar
gelişimini çok iyi tamamladı. Fakat 7 aydan sonra, peş peşe bütün
bulaşıcı hastalıkları sıralamıştı. ( Kabakulak hariç ) Neyse ki,
İlkönce Allah'ın yardımı sonra anneannesinin bakımıyla, hasarsız ve kolayca
atlattı bu süreci.
 | Pınar'ımız 2000 yılında evlendi. Artık
Pınar YILDIZ oldu.
 |
|
 | Yaşam sevincim, amacım, kalbimin tek yıldızı
torunum Onur'un 10 Eylül 2001 tarihinde doğumuyla
" YILDIZ AİLESİ "
olarak gözbebeğimiz oldular.
 |
 | Bu satırları yazdığım şu anda, Onur'um 5 yaşında, yakışıklı
bir delikanlı |
( fotoğrafın üzerine gelin ve biraz bekleyin)

 |
 | Eşim Hakkı Cengiz, 1950 İstanbul doğumlu T.H.Y emeklisi. Aslen, Malatya' lılar.
Yalnız kendisi bugüne kadar baba
memleketini görmedi. İdeallerimizin arasında, emekli olduğumuz zaman
buraları gidip görmek vardı ama, ne yazık ki gerçekleştiremedik. Nedeni
çok acı ! |
Hayâlini kurduğum bir dolu düşlerimi gerçekleştirmek amacıyla 1993
yılının Ağustos ayında emekli oldum. Ayni yılın Kasım ayının 15 de
geçirdiğimiz elim bir trafik kazasıyla hayatımız alt-üst oldu. Bu kazada çok
sevdiğim aile dostumuz, canım arkadaşımızı yitirdik. Bense, boyun
seviyesinden itibaren omurilik felçlisi olarak tekerlekli
sandalyeye bağımlı bir yaşama mahkûm oldum. Sıfırlanmış bir vücutla yatak
içinde ilk iki yılı tarifi imkânsız acılarla geçirdim. Bünyem yeni kimliğimi
kabul etmek de zorlanıyordu. Gözümü açtığım her sabah, yataktan kalkıp
yüzümü yıkamaya kendim gideceğimi zannediyordum. Oysa ki, yatağın
içinde dönemiyordum bile !. Tabii içinde bulunduğum bu acı duruma vücudumun
isyanı gecikmedi. Tam iki yıl sonra göğüs kanserine yakalandım. Fakat bu
hastalık bende panzehir etkisi yaptı. Beynim bu hastalığı hiç önemsemedi.
Çünkü ben zaten iki yıl önce ölümün eşiğinden dönmüştüm. Artık, ölüm benim için hiçbir anlam ifade etmiyordu. İçinde
bulunduğum bu manevi duygularla hem bu hastalığı yenmiş hem de Yaşamın ne menem bir şey olduğunu anlayarak, eskisinden daha güçlü bağlarla hayata
bağlanmıştım.
 |
Durumu en iyi anlatan cümle
Nietzsche’nindir:
”Hayatı kaybetmenin kıyısına
yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar”.
ve ; |
 |
 | Ben, bu hastalığı yenerken, yeni kimliğimle de barışmıştım. Artık " bundan
sonra, bu halimle ne yaparım ? " değil . "Neler yapabilirim ? "
diyorum. Böylece bilgisayarımın başına oturtulduktan sonra , web sitesi
hazırlamasını öğrenmekle işe başladım.Bu satırları yazarken, hüzünle karışık
garip bir mutluluk duyuyorum. Bu arada, AİLE olmanın önemini vurgulamadan
geçemeyeceğim. Çünkü ben öyle bir aileye sahibim ki, benim bu günlere
gelebilmem de büyüğünden küçüğüne her birinin sevgi dolu ilgisini hiç
unutamam. Uzun, zorlu ve acılarla geçen hastane günlerimde, şu an aramızda
olmayan sevgili ablam ( Deniz Gözlümü ), biricik kız kardeşim Nursel
'in vefa borcunu ödeyemem. Ben bu günlere Ailemin Sevgi, ilgi ve Bilgi
sacayağında geldim. |

Yıl 1993 hastane günlerim. Yatağın içinde ancak boynumu
oynatabiliyorum. Ancak 6 ay sonra, oturacak pozisyona gelebildim.
Bu zaman zarfında herkes benim elim ayağım oldu. 1 ay sonra ancak
yatağımı yarım kaldırabilecek konuma getirebiliyorlardı ki, ben yine bu
vaziyette düşerim diye ağlıyordum. Bu vesile ile burada ailemin bütün
fertlerine sonsuz minnet ve teşekkürlerimi sunuyorum.(Aramızdan ayrılanlar dahil)
 | Korkunç ve ağlamaklı bu suratımla aylarca nasıl yaşadım ? |


 | Bu satırları yazdığım gün, milâdım kabul ettiğim 15 Kasım 1993 yılının
üzerinden 13 yıl geçti. Bu zaman zarfın da, daha birçok acılar, hüzünler
bir o kadar da sevinçler yaşadık. En büyük acım, sevgili ablacığımı (deniz
gözlümü ) kaybedişimdir. Üstelik ona hiç yakışmayan berbat bir ölümle
aramızdan ayrıldı. ( yıl 2000 ). Acı ve üzüntülerime daha fazla yer verip,
bu sayfalara negatif enerjiler yüklemek istemiyorum. Evet ! Aradan geçen
13 yıl beni çok değiştirdi. Hayatımı idame ettirebilmem için, birinin
yardımına kesin ihtiyacım olsa da ben yaşamaktan çok mutluyum. Aldığım her
nefes için Yüce Tanrıma duacıyım. Daha sonra sevgili eşim Hakkı 'ya
duacıyım. Beni hayata bağlayıp, yaşam sevincini bana tekrar
hissettirdiği için. Eşler yıllar geçtikçe birbirlerine benzermiş.Gerçekten,
en son çekilen fotoğrafımıza bakıyorum da ( 2006 ekim) bir su damlası
kadar birbirimize benziyoruz. |
 | Benim hayata dönmem de en tesirli ilâç SEVGİ olmuştur. Aile
fertlerimin, dostlarımın gösterdikleri ilgiye duyarsız kalıp, kendim
için hiç bir şey yapmadan yaşamdan vazgeçmem ilk önce bu sevgi dolu
insanlara karşı haksızlık olurdu. Tekrar yaşam sevincini içimde
hissedebilmem adına adeta herkes çırpınıyordu.Bugün, beni sevenlere minnet
duyuyorum. Bu duygularımı dile getiren sunumu izlemek isterseniz.;
(NOT:
sunumları kaydettikten sonra seyredebilirsiniz )
)
Bu fotoğraf; Sevginin ve Fedakârlığın ifadesidir.
|
Sn. İnan Kıraç 'ın, Sevgili eşi Suna hanımı
suyla buluşturma haberini okuduğumda, çok duygulanmıştım. Çünkü suyun
bu hastalıkta ne kadar rahatlatıcı ve tedaviye bir nebze olsun
katkısını biliyordum. Sn. İnan Kıraç'ın bu olanağı sağlarken, maddi
problemi olmadığı için teknolojiyi bütün imkânları dahilinde
kullanması yanında çok anlamlı ve duygulu davranışı da ; eşiyle ayni
hastalığa yakalanmış olan 2 kişiye de bu olanağı tanımasıydı. Yanlış
hatırlamıyorsam bu iki kişinin hastalıkla ilgili olan tüm masraflarını
da karşılıyordu. Bu nevi hastalıklar hastanın ve yakınlarının yaşam
kalitesini önemli ölçüde düşürdüğü için, sağ duyulu davranışlarla
destek verilmesi son derece önemlidir.
Bizde, imkânlarımız dahilinde kendi gücümüzle,
daha doğrusu Sevgili Eşim Hakkı'nın gücüyle
bunu yapmaya çalışıyoruz..Rehabilitasyon
gördüğüm ilk günlerde fizyoterapistim Serdal'ın kontrolünde beni
kucaklayarak denize sokan Hakkı'cığım, bugün halâ devam ediyor.
Sevgiyle kazanılmış bir güçle yapılan, bu
fedakârlık karşısında ; O'na minnet duyuyorum.!
Allahım O'nu iki cihanda da korusun ve
kollasın.
-Denize giriyorum...

 |
Sağlığım da olduğu gibi, hastalığımda da DENİZ
TUTKUM hiç geçmedi. |
Milâdım kabul ettiğim 15 Kasım 1993
gününden sonra, uzunca bir süre hayatla olan bağlarım kopmuştu.
Ailemin ve Sevgili Eşimin desteği sayesinde yeni kimliğimle barışıp
tekrar yaşama asılmam da, ENEZ' in çok önemli bir yeri
vardır. " Benim için artık her şey bitti. " dediğim günlerde, Deniz
Gözlümün (Canım Ablam) ısrarları , fedakârlıkları ve oluşturduğu
imkânlarla ENEZ'de, Ben kendimle barıştım. Bu nedenle; ENEZ' i ve
burada yaşadıklarımı özel bir sayfada anlatmayı uygun buluyorum.

( üstünü tıklayın )

 |
 | Aşağıda yazdığım cümle; bir Ferzan Petek filmin de geçiyordu. |
" Hayatta mühim olan şey, hayatınızın nasıl geçtiği değil, kendinize
ve
başkalarına, o hayatı nasıl
anlatacağınızdır. "
İşte ! Ben de bu sayfalar da, bilmek isteyenlere hayatımı anlatmaya
çalışacağım. Hani herkesin "anlatsam roman olur... " dediği bir
hayatı vardır ya..
Zekeriya Sertel Hatırladıklarım
kitabında şöyle diyor ;.
-
" Hayatında anlatacak ve başkalarına
faydalı olacak anıları olmayanların hayatlarını yazmaya kalkmalarını
gülünç bulurdum. Ama zamanla insan yaşlanıyor. Eskiden başından
geçenleri daha iyi hatırlıyor ve giderek geleceği bir yana bırakarak
geçmişi ile yaşamaya başlıyor. O vakit geçmiştekileri hatırlayarak
başkalarına anlatmak bir zevk, hatta kaçınılması güç bir ihtiyaç oluyor.
"
Ben de " Zevk mi, ihtiyaç mı bilemiyorum
ama, yaşadığımız zorlu ve özellikli hayatımı burada yazmak belki ayni
sorunlarla yaşayan bir çok ailenin ortak paydası olur" diye
düşünüyorum.
 | Yazma fikrim, okuduğum bu cümle ile oluştu.
|
Ben
acılarımı aşıp ondan eser çıkarabilir miyim ?
Neden olmasın ? Sonra...Yazmaya başladım işte !
Sizde okumak isterseniz, tıklayın yeter.( kitabın üstünü )


|
 | Kalbimdeki yerinin, çok özel olduğu gibi, O'nu anlatacağım sayfanın da
çok özel olması gerekirdi.

|
( Sayfayı açmak için " miray'ın sayfası"
yazısını tıklayın )

 | Gün, ne getiriyorsa, onu yaşıyoruz ! Çok doğru,
eğer yaşanacak günümüz varsa bir şekilde yaşıyoruz. 15 Kasım 93 günü
(miladım) yeni kimliğimle ne yapacağım, nasıl yaşayacağım sorusuna bir
zaman cevap aradım. Sevgili eşimin desteği, bana sağladığı olanaklarla bu
süreci çok kısa sürede aştım. Bugün; bağımsız hareket etme yetisini
tamamen kaybetmiş, bütün günü tekerlekli sandalyede geçen bir insan için
günün bana yetmemesi belki çok garip ama öyle. Gün bana
yetmiyor! Hele ki hayatıma bilgisayar girdikten sonra bunu çok yoğun
yaşamaya başladım. Bilgisayardan evvel sıkı bir kitap okuyucusuydum, son
üç yıldır bilgisayar bütün günümü işgal eder oldu..Bilgisayarda ne
yapıyorum ? Chat, oyun gibi alışkanlıklarım yok. Word, Excel derken
mail yoluyla gelen sunumların nasıl yapıldığını merak ederek
power point le işe başladım, arkadan flash mx, photoshop,
Frontpage le öğrenmeye devam ediyorum. Fakat bu öyle dipsiz bir
kuyu ki öğrenmenin sonu gelecek gibi değil. |
 | PowerPoint çalışmalarından bazıları ;
|
 | Powerpoint öğrenmemin
ardından diğer çalışmamda sevgili Talât abimin gençlik yıllarında
yazmış olduğu şiirlerine müzikli slaytlar hazırlamak oldu.
Bu vesileyle kendisine ve sevgili eşi Neşe ablama
saygı ve sevgilerimi gönderiyorum. |
" 20. Yaş Yangıları " adlı şiir kitabından;
Talât Ayhan Şiirleri -
1. Bölüm
Talât Ayhan Şiirleri
- 2. Bölüm
 | Albümdeki eski fotoğrafları onarmak amacıyla başladığım Photoshop
çalışmalarım , eşi- dostu yeni
kimliklere büründüren hınzır çalışmalarla devam ediyor.

Sevgili aile dostumuz Rıdvan Köksal'ın hoşgörüsüne ve kendinin
espirütiel kişiliğine güvenerek, ona küçük bir oyun yaptım. Kadın
olmak ona yakıştı mı bilmiyorum ? Gerçi " kadın " denince aklıma onun
her kadının yapamayacağı kadar güzel yemek yaptığı geliyor.
Rıdvan Köksal Albümü
|
 | Photoshop hileleri ile, sevdiklerime sürprizler yapmak bana
inanılmaz zevk veriyordu. Yine öyle bir gün Pınar'ıma
değişik tiplerle ilginç kıyafetler giydirdim.

" Her canlının yavrusu kendisine çok güzel görünürmüş."
sözünden yola çıkarak, benim yavrumun güzelliğine de ben hayranım.
Gözlerinin ifadesi, gülüşündeki mana benim için çok özeldir.
Pınar'ın Albümü
(
tıklayın )
|

 | 20 yıllık meslek hayatım, genel anlamda zorlu bir süreçti. Kimi
gün neşeli kimi gün sıkıcı. Hele Yılbaşı
dönemi yaklaşırken; Kasım ayının 15. de başlayıp Ocak ayı sonuna kadar
süren gece mesailerinin
zorlu anlarını Bankacılık Hayatımın kâbusu
olarak hiç unutamam. Bir Bankacı olarak, Bilgisayar teknolojisini
emekliliğime 3 yıl kala yakalayabilmiş, teknoloji bakımından şanssız
ancak bilgi anlamında şanslı sayılabilen Bankacılardanım. Bu ne demek
? Bu, her türlü Bankacılık İşleminin ( alınan ve verilen faizin,
verginin, masraf ve komisyonun ve diğer işlemlerin ) tek, tek elle on
binlerce kartona işlemesi, yeni yılın ilk günü itibariyle
müşteriye ödenecek hale getirilmesi demektir.İlk görüşte, bilgi bunun
neresinde diyebilirsiniz ? Hantallıktan başka bir şey gibi görünmese
de, bizim jenerasyonda ki Bankacıların yaptıkları her işlemin
muhasebe maddesini de bilmek zorunda olmasını ben Bankacılık mesleğini
bilmek olarak kabul ediyorum. " Bilmek" derken ; Bankacılık
öyle derin ve kapsamlı bilgi denizi ki, hiç kimse her konusunu tam
anlamı ile bilemez. Ancak nosyon olarak vakıf olur.Bu konuda, yazılacak o kadar çok şey var
ki !
Ben, fazla uzatmadan kısaca değindiğim bu konudan anılarıma geçip;Emekliler
Derneğine yazdığım bir anekdota burada yer vermek istiyorum.
Bir Anı
( tıklayın ) |
Bankacılık
Mesleğine çok kısa bir süre çalıştığım Garanti
Bankasında başladım.Fakat bu mesleği Bankacığın ekolü olan
T.İŞ BANKASIN da
öğrendim İlk çalışma yerim; Kazlıçeşme Şubesi idi.
Güzin-Günseli-İpek üç genç kız ayni gün başlamıştık.Yıllar geçmesine
rağmen bütün çalışma arkadaşlarımı çok net hatırlıyorum. Ne yazık
kı , ayni gün işe başlamamıza rağmen bu arkadaşlarımın
fotoğrafları yok. Fakat bu Şubedeki diğer çalışma arkadaşlarımla zamanın
eskitip sararttığı bu fotoğraf karesinde ki her bir arkadaşım kalbimde
ve aklımda.

Soldan Sağa ( Sema-Nesrin-Nurten-Günseli-Gönül )
Muhasebecimiz Oya hanım- Nesrin ve Ben
Kötü gün dostu
Sevgili Nesrin'ciğim her zaman yanımda oldu. Beni hiç bırakmadı. 27
yıllık arkadaşlık
.

Nesrin'le çekilmiş son fotoğlarımız.:
( tıklayınız )

 | Daha sonra, Pınar'ım doğumuyla Kazlıçeşme Şubesinden, Tepeüstü
Şubesine tayinimi istedim.
1988 yılına kadar Tepeüstü Şubesinde çalıştım. Ve çok sevgili dostum,
kaderdaşım Sevim Atillâ
yı bu Şubede tanıdım. Çok yoğun bir şubeydi. Çok yoruluyorduk ama, bir
o kadar da mutluyduk.
Birkaç tane Şube Müdürümüz oldu.Vefat edenleri Rahmetle anıyorum.
Adnan Kırdar, ilk tayin ol-
duğum yılda ki müdürüm. Daha sonra, Mehmet Yastıklı.
Rahmetle ve büyük bir sevgiyle andığım
biricik Müdürüm. Baba gibi...Adam gibi Adam olan bu insanın sevgisi
kalbimden ve aklımdan bir
an olsun çıkmadı. |

T.İş Bankası - Tepeüstü/İst. Şubesi
( Sevgili Müdürüm, Mehmet Yastıklı ve
arkadaşlarım.)
Ve bu şubeden, çok sevdiğim arkadaşlarımla diğer
fotoğraflar.( Yıl 1988)


|
|