Hakkımızda
bullet

04/01/2009

 

 

    
bullet1956 İstanbul doğumluyum. Avcılar/ İst. da oturuyorum. Emekli Bankacıyım. 30 yıldır; sevgilim, hayat arkadaşım 14 yıldır da elim-ayağım beni hayata bağlayan adetâ  tek organım olan Hakkı Cengiz ' le evliyim.  1979 doğumlu bir kızımız var. Pınar .

                                      

                                                                 ( Bebek Pınar )

Pınar, 7 aylıkken çektirdiğimiz bu fotoğrafın da kızamık hastalığını  yeni geçirmişti. Biz iyileştiği için çok seviniyorduk ama, yavrum o gün boğmacaya yakalanmıştı. Gözlerinden de hasta olduğu belli oluyor zaten. Pınar'cığım 7 aylık olana kadar gelişimini çok iyi tamamladı. Fakat 7 aydan sonra, peş peşe bütün bulaşıcı hastalıkları sıralamıştı. ( Kabakulak hariç ) Neyse ki, İlkönce Allah'ın yardımı  sonra anneannesinin bakımıyla, hasarsız ve kolayca  atlattı bu süreci.

                               
bulletPınar'ımız 2000 yılında evlendi. Artık  Pınar YILDIZ oldu.

                        

bulletYaşam sevincim, amacım, kalbimin tek yıldızı torunum Onur'un 10 Eylül 2001 tarihinde doğumuyla " YILDIZ AİLESİ " olarak gözbebeğimiz oldular. 

                         

bulletBu satırları yazdığım şu anda, Onur'um 5 yaşında, yakışıklı bir delikanlı

                                                            ( fotoğrafın üzerine gelin ve biraz bekleyin)

bullet 
bulletEşim Hakkı Cengiz, 1950 İstanbul doğumlu  T.H.Y emeklisi. Aslen, Malatya' lılar. Yalnız kendisi bugüne kadar baba  memleketini görmedi. İdeallerimizin arasında, emekli olduğumuz zaman buraları gidip görmek vardı ama, ne yazık ki gerçekleştiremedik. Nedeni çok acı !

Hayâlini kurduğum bir dolu düşlerimi gerçekleştirmek amacıyla 1993 yılının Ağustos ayında emekli oldum. Ayni yılın Kasım ayının 15 de geçirdiğimiz elim bir trafik kazasıyla hayatımız alt-üst oldu. Bu kazada çok sevdiğim aile dostumuz, canım arkadaşımızı  yitirdik. Bense, boyun seviyesinden itibaren  omurilik felçlisi  olarak tekerlekli sandalyeye bağımlı bir yaşama mahkûm oldum. Sıfırlanmış bir vücutla yatak içinde ilk iki yılı tarifi imkânsız acılarla geçirdim. Bünyem yeni kimliğimi kabul etmek de zorlanıyordu. Gözümü açtığım her sabah, yataktan kalkıp yüzümü yıkamaya kendim gideceğimi zannediyordum. Oysa  ki, yatağın içinde dönemiyordum bile !. Tabii içinde bulunduğum bu acı duruma vücudumun isyanı gecikmedi. Tam iki yıl sonra göğüs kanserine yakalandım. Fakat bu hastalık bende panzehir etkisi yaptı. Beynim bu hastalığı hiç önemsemedi. Çünkü ben zaten iki yıl önce ölümün eşiğinden dönmüştüm. Artık, ölüm benim için hiçbir anlam ifade etmiyordu. İçinde bulunduğum bu manevi duygularla hem bu hastalığı yenmiş hem de Yaşamın ne menem bir şey olduğunu anlayarak, eskisinden daha güçlü bağlarla hayata bağlanmıştım.

bullet

Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche’nindir:
”Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar”.

ve ;

                         

 

bulletBen, bu hastalığı yenerken, yeni kimliğimle de barışmıştım. Artık " bundan sonra, bu halimle  ne yaparım ? " değil . "Neler yapabilirim ? " diyorum. Böylece bilgisayarımın başına oturtulduktan sonra , web sitesi hazırlamasını öğrenmekle işe başladım.Bu satırları yazarken, hüzünle karışık garip bir mutluluk duyuyorum. Bu arada, AİLE olmanın önemini vurgulamadan geçemeyeceğim. Çünkü  ben öyle bir aileye sahibim ki, benim bu günlere gelebilmem de büyüğünden küçüğüne her birinin sevgi dolu ilgisini hiç unutamam. Uzun, zorlu ve acılarla geçen hastane günlerimde, şu an aramızda olmayan sevgili ablam ( Deniz Gözlümü ), biricik kız kardeşim Nursel 'in  vefa borcunu ödeyemem. Ben bu günlere Ailemin Sevgi, ilgi ve Bilgi sacayağında geldim.

                                      

                                              

                   

 

Yıl 1993 hastane günlerim. Yatağın içinde ancak boynumu oynatabiliyorum. Ancak 6 ay sonra, oturacak pozisyona gelebildim. Bu zaman zarfında  herkes benim elim ayağım oldu. 1 ay sonra ancak yatağımı yarım kaldırabilecek konuma getirebiliyorlardı ki, ben yine bu vaziyette düşerim diye ağlıyordum. Bu vesile ile burada ailemin bütün fertlerine sonsuz minnet ve teşekkürlerimi sunuyorum.(Aramızdan ayrılanlar dahil)

bulletKorkunç ve ağlamaklı bu suratımla aylarca nasıl yaşadım ?

                                 

      

 

bulletBu satırları yazdığım gün, milâdım kabul ettiğim 15 Kasım 1993 yılının üzerinden 13 yıl geçti. Bu zaman zarfın da, daha birçok acılar, hüzünler bir o kadar da sevinçler yaşadık. En büyük acım, sevgili ablacığımı (deniz gözlümü ) kaybedişimdir. Üstelik ona hiç yakışmayan berbat bir ölümle aramızdan ayrıldı. ( yıl 2000 ). Acı ve üzüntülerime daha fazla yer verip, bu sayfalara negatif enerjiler yüklemek istemiyorum. Evet ! Aradan geçen 13 yıl beni çok değiştirdi. Hayatımı idame ettirebilmem için, birinin yardımına kesin ihtiyacım olsa da ben yaşamaktan çok mutluyum. Aldığım her nefes için Yüce Tanrıma duacıyım. Daha sonra sevgili eşim Hakkı 'ya duacıyım. Beni hayata bağlayıp, yaşam sevincini bana tekrar hissettirdiği için. Eşler yıllar geçtikçe birbirlerine benzermiş.Gerçekten, en son çekilen fotoğrafımıza bakıyorum da ( 2006 ekim) bir su damlası kadar birbirimize benziyoruz.

                 

bulletBenim hayata dönmem de en tesirli ilâç SEVGİ olmuştur. Aile fertlerimin, dostlarımın  gösterdikleri ilgiye duyarsız kalıp, kendim için hiç bir şey yapmadan yaşamdan vazgeçmem ilk önce bu sevgi dolu insanlara karşı haksızlık olurdu. Tekrar yaşam sevincini içimde hissedebilmem adına adeta herkes çırpınıyordu.Bugün, beni sevenlere minnet duyuyorum. Bu duygularımı dile getiren sunumu izlemek isterseniz.;
bullethttp://www.gunselihakki.com/hayat_sevince_guzel.pps  ( tıklayın )

           (NOT: sunumları kaydettikten sonra seyredebilirsiniz )

 

 

           )

         Bu fotoğraf; Sevginin ve Fedakârlığın  ifadesidir.

 

Sn. İnan Kıraç 'ın, Sevgili eşi Suna hanımı  suyla buluşturma haberini okuduğumda, çok duygulanmıştım. Çünkü suyun bu hastalıkta ne kadar rahatlatıcı ve tedaviye bir nebze olsun katkısını biliyordum. Sn. İnan Kıraç'ın bu olanağı sağlarken, maddi problemi olmadığı için teknolojiyi bütün imkânları dahilinde kullanması yanında çok anlamlı ve duygulu davranışı da ; eşiyle ayni hastalığa yakalanmış olan 2 kişiye de bu olanağı tanımasıydı. Yanlış hatırlamıyorsam bu iki kişinin hastalıkla ilgili olan tüm masraflarını da karşılıyordu. Bu nevi hastalıklar hastanın ve yakınlarının yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğü için, sağ duyulu davranışlarla destek verilmesi son derece önemlidir.

 

Bizde, imkânlarımız dahilinde kendi gücümüzle, daha doğrusu Sevgili Eşim Hakkı'nın gücüyle

bunu yapmaya çalışıyoruz..Rehabilitasyon gördüğüm ilk günlerde fizyoterapistim Serdal'ın kontrolünde  beni kucaklayarak denize sokan Hakkı'cığım, bugün halâ devam ediyor.

Sevgiyle kazanılmış bir güçle yapılan, bu fedakârlık karşısında ; O'na minnet duyuyorum.!

Allahım O'nu iki cihanda da korusun ve kollasın.

 

-Denize giriyorum...

 

                                     

 

                                    

          

 

                                     

 

 

 

bullet

Sağlığım da olduğu gibi, hastalığımda da DENİZ TUTKUM hiç geçmedi.

 Milâdım kabul ettiğim 15 Kasım 1993 gününden sonra, uzunca bir süre hayatla olan bağlarım kopmuştu. Ailemin ve Sevgili Eşimin desteği sayesinde yeni kimliğimle barışıp tekrar yaşama asılmam da, ENEZ' in çok önemli bir yeri vardır. " Benim için artık her şey bitti. " dediğim günlerde, Deniz Gözlümün (Canım Ablam) ısrarları , fedakârlıkları ve oluşturduğu imkânlarla ENEZ'de, Ben kendimle barıştım. Bu nedenle; ENEZ' i  ve burada yaşadıklarımı özel bir sayfada anlatmayı uygun buluyorum.

 

                  ( Ainos - Enez )
                                                          (  üstünü tıklayın )

bullet 
bulletAşağıda yazdığım cümle; bir Ferzan Petek filmin de geçiyordu.

          "  Hayatta mühim olan şey, hayatınızın nasıl geçtiği değil, kendinize ve başkalarına, o hayatı nasıl anlatacağınızdır. "

İşte ! Ben de bu sayfalar da, bilmek isteyenlere hayatımı anlatmaya çalışacağım. Hani herkesin "anlatsam roman olur... " dediği bir hayatı vardır ya..

Zekeriya Sertel  Hatırladıklarım  kitabında şöyle diyor ;.

- " Hayatında anlatacak ve başkalarına faydalı olacak anıları olmayanların hayatlarını yazmaya kalkmalarını gülünç bulurdum. Ama zamanla insan yaşlanıyor. Eskiden  başından geçenleri  daha iyi hatırlıyor ve giderek geleceği bir yana bırakarak geçmişi ile yaşamaya başlıyor. O vakit geçmiştekileri hatırlayarak başkalarına anlatmak bir zevk, hatta kaçınılması güç bir ihtiyaç oluyor.   " 

 Ben de " Zevk mi, ihtiyaç mı bilemiyorum ama, yaşadığımız zorlu ve özellikli hayatımı burada yazmak belki ayni sorunlarla yaşayan bir çok ailenin ortak paydası olur"  diye düşünüyorum.

bulletYazma fikrim, okuduğum bu cümle ile oluştu.

    Ben acılarımı aşıp ondan eser çıkarabilir miyim ?

 Neden olmasın ? Sonra...Yazmaya başladım işte ! Sizde okumak isterseniz, tıklayın yeter.( kitabın üstünü )

                                                    

                                  

bulletKalbimdeki yerinin, çok özel olduğu gibi, O'nu anlatacağım sayfanın da çok özel olması gerekirdi.

                                      

bullet                                   MİRAY' ımın  Sayfası

                                   ( Sayfayı açmak için " miray'ın sayfası" yazısını tıklayın )

bulletGün, ne getiriyorsa, onu yaşıyoruz ! Çok doğru, eğer yaşanacak günümüz varsa bir şekilde yaşıyoruz. 15 Kasım 93 günü (miladım) yeni kimliğimle ne yapacağım, nasıl yaşayacağım sorusuna bir zaman cevap aradım. Sevgili eşimin desteği, bana sağladığı olanaklarla bu süreci çok kısa sürede aştım. Bugün; bağımsız hareket etme yetisini tamamen kaybetmiş, bütün günü tekerlekli sandalyede geçen bir insan için günün bana yetmemesi belki çok garip  ama öyle. Gün bana yetmiyor! Hele ki hayatıma bilgisayar girdikten sonra bunu çok yoğun yaşamaya başladım. Bilgisayardan evvel sıkı bir kitap okuyucusuydum, son üç yıldır bilgisayar bütün günümü işgal eder oldu..Bilgisayarda ne yapıyorum ? Chat, oyun gibi alışkanlıklarım yok. Word, Excel derken mail yoluyla gelen sunumların nasıl yapıldığını merak ederek  power point le işe başladım, arkadan flash mx,  photoshop, Frontpage le  öğrenmeye devam ediyorum. Fakat bu öyle dipsiz bir kuyu ki öğrenmenin sonu gelecek gibi değil.
bulletPowerPoint çalışmalarından bazıları ;
bulletDüş hekimi ortodontist Sn. Yalçın Ergir'e
bullet sevgililergununkutluolsun.pps
bulletkucukkiz.pps
bullet agorameyhanesi.pps
bullet tanriveseytan.pps( sunumları kaydet yaptıktan sonra izlemelisiniz )

 

bullet  Powerpoint öğrenmemin ardından diğer çalışmamda sevgili Talât abimin gençlik yıllarında yazmış olduğu şiirlerine müzikli slaytlar hazırlamak oldu. Bu vesileyle kendisine ve sevgili eşi Neşe  ablama saygı ve sevgilerimi gönderiyorum.

                                                                                                                                                            

" 20. Yaş Yangıları " adlı şiir kitabından;

  Talât Ayhan Şiirleri - 1. Bölüm

Talât  Ayhan Şiirleri - 2. Bölüm

       

 

bulletAlbümdeki eski fotoğrafları onarmak amacıyla başladığım Photoshop çalışmalarım , eşi- dostu yeni kimliklere büründüren hınzır çalışmalarla devam ediyor.

Sevgili aile dostumuz Rıdvan Köksal'ın hoşgörüsüne ve kendinin espirütiel kişiliğine güvenerek, ona küçük bir oyun yaptım. Kadın olmak ona yakıştı mı bilmiyorum ? Gerçi " kadın " denince aklıma onun her kadının yapamayacağı kadar güzel yemek yaptığı geliyor.

Rıdvan Köksal Albümü

bulletPhotoshop hileleri ile, sevdiklerime sürprizler yapmak bana inanılmaz  zevk veriyordu. Yine öyle bir gün Pınar'ıma değişik tiplerle ilginç kıyafetler giydirdim.

 " Her canlının yavrusu kendisine çok güzel görünürmüş." sözünden yola çıkarak, benim yavrumun güzelliğine de ben hayranım. Gözlerinin ifadesi, gülüşündeki mana benim için çok özeldir.

Pınar'ın Albümü  ( tıklayın )

                           

 

bullet20 yıllık meslek hayatım, genel anlamda zorlu bir süreçti. Kimi gün neşeli kimi gün  sıkıcı. Hele Yılbaşı
dönemi yaklaşırken; Kasım ayının 15. de başlayıp Ocak ayı sonuna kadar süren  gece mesailerinin
zorlu anlarını Bankacılık Hayatımın  kâbusu olarak hiç unutamam. Bir Bankacı olarak, Bilgisayar teknolojisini emekliliğime 3 yıl kala yakalayabilmiş, teknoloji bakımından şanssız ancak bilgi anlamında şanslı sayılabilen Bankacılardanım. Bu ne demek ? Bu, her türlü Bankacılık İşleminin ( alınan ve verilen faizin, verginin, masraf ve komisyonun ve diğer işlemlerin ) tek, tek elle on binlerce kartona işlemesi, yeni yılın ilk günü  itibariyle müşteriye ödenecek hale getirilmesi demektir.İlk görüşte, bilgi bunun neresinde diyebilirsiniz ? Hantallıktan başka bir şey gibi görünmese de, bizim jenerasyonda ki Bankacıların  yaptıkları her işlemin muhasebe maddesini de bilmek zorunda olmasını ben Bankacılık mesleğini bilmek olarak kabul ediyorum. " Bilmek" derken ; Bankacılık öyle derin ve kapsamlı bilgi denizi ki, hiç kimse her konusunu tam anlamı ile bilemez. Ancak nosyon olarak vakıf olur.Bu  konuda, yazılacak o kadar çok şey var ki !
Ben, fazla uzatmadan kısaca değindiğim bu konudan anılarıma geçip;Emekliler Derneğine yazdığım bir anekdota burada yer vermek istiyorum.
Bir Anı   ( tıklayın )

          Bankacılık Mesleğine çok kısa bir süre çalıştığım Garanti Bankasında başladım.Fakat bu mesleği  Bankacığın ekolü olan T.İŞ BANKASIN da öğrendim İlk çalışma yerim; Kazlıçeşme Şubesi idi. Güzin-Günseli-İpek üç genç kız ayni gün başlamıştık.Yıllar geçmesine rağmen bütün çalışma arkadaşlarımı çok net hatırlıyorum. Ne yazık kı , ayni gün  işe başlamamıza rağmen bu arkadaşlarımın fotoğrafları yok. Fakat bu Şubedeki diğer çalışma arkadaşlarımla zamanın eskitip sararttığı bu fotoğraf karesinde ki her bir arkadaşım kalbimde ve aklımda.

 

 

                         

                                                    Soldan Sağa ( Sema-Nesrin-Nurten-Günseli-Gönül )

                         

                              

                                                            Muhasebecimiz Oya hanım- Nesrin ve Ben

         Kötü gün dostu Sevgili Nesrin'ciğim her zaman yanımda oldu. Beni hiç bırakmadı. 27 yıllık arkadaşlık

 

.                                      

           

                                               Nesrin'le  çekilmiş son fotoğlarımız.: ( tıklayınız )

 

bulletDaha sonra, Pınar'ım doğumuyla Kazlıçeşme Şubesinden, Tepeüstü Şubesine  tayinimi istedim.
1988 yılına kadar Tepeüstü Şubesinde çalıştım. Ve çok sevgili dostum, kaderdaşım Sevim Atillâ
yı bu Şubede tanıdım. Çok yoğun bir şubeydi. Çok yoruluyorduk ama, bir o kadar da mutluyduk.
Birkaç tane Şube Müdürümüz oldu.Vefat edenleri Rahmetle anıyorum. Adnan Kırdar, ilk tayin ol-
duğum yılda ki müdürüm. Daha sonra, Mehmet Yastıklı. Rahmetle ve büyük bir sevgiyle andığım
biricik Müdürüm. Baba gibi...Adam gibi Adam olan bu insanın sevgisi kalbimden ve aklımdan bir
an olsun çıkmadı.

                      

                                                   T.İş Bankası - Tepeüstü/İst. Şubesi

                                     ( Sevgili Müdürüm, Mehmet Yastıklı ve arkadaşlarım.)

       Ve bu şubeden, çok sevdiğim arkadaşlarımla diğer fotoğraflar.( Yıl 1988)

 

                        

 

                                     

 

    

                                         

 

 

 

                                                     

                             

                                                    

                                          

 

Giriş | Hakkımızda | Aile Fotoğrafları | Günün Getirdikleri | Merdiven | Görüş

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 04/01/2009